A.Şefik Mollamehmetoğlu

A.Şefik Mollamehmetoğlu

Kimyasal provokasyon!

Suriye merkezli Orta Doğu krizi bir dünya savaşına evrilme tehlikesi taşıyor.

Ne zaman dünya savaşı tartışması olsa bazı kesimler, özellikle nükleer başlıklı füzelerden başlayarak tarafların silah gücünden söz eder ve bu durumda süper devletler arasında bir savaş olasılığını ortadan kaldırdığını iddia eder. Kuşkusuz ki vuruş ve etki gücü, tarafların kendilerini frenlemesi açısından önemlidir, ama savaşa neden olan şey egemenlik beklentileridir.

Yani bugün ABD ve Rusya arasında, nükleer silahların yıkıcılığına karşın bir savaş olasılığı vardır. Aynı savaş tehdidi, Uzak Doğu’da ABD’nin Çin’e yönelik kışkırtmalarında da mevcut!

***

Son krizin nedeni, Suriye’de Duma’daki son çatışmalarda kimyasal silah kullanıldığı iddiası. ABD ve İsrail’e göre kimyasal silahı Esat yönetimi kullandı. Yazık ki olayın ne olduğu belli olmadan Erdoğan yönetimi de Esat yönetimini suçladı.

Her şeyin Esat yönetiminin istediği gibi gittiği bir ortamda, neden kimyasal silah gibi dünyanın tepkisini çekecek ve bu avantajları dezavantaja çevirecek bir adım atsın?

***

Peki kim kullandı bu kimyasal silahı?

Suriye ve Orta Doğu olayına objektif ölçülerde bakabilen herkes, kimyasal silahı en son kullanacak gücün Esad yönetimi olduğunu görebilir.

Suriye’de onlarca vekalet örgütü var. IŞİD başta olmak üzere çok sayıda terör örgütü mevcut. Dünyanın belli başlı istihbarat güçleri cirit atıyor.

Suriye’de mevcut durumu değiştirmek isteyen kimse, bu provokasyonu yapan da odur!

***

Peki ne var Suriye’de?

Özellikle Astana sürecinden sonra Rusya-Türkiye-İran arasında başlatılan ve Suriye devletinin de yandan çarklı katıldığı süreç, alanda durumu değiştirdi. Dinci terör yapılanması IŞİD’ı bahane ederek Suriye’ye yerleşen ve PKK-PYD ile kader birlikteliği kuran ABD, bölgedeki amaçlarına ulaşma konusunda yeterli bir konuma sahip değil.

Yani ABD, İsrail ve Batı’nın en önemli hedefi, Astana sürecini boşa çıkaracak bir ortamı egemen kılmak, Suriye’de çeşitli oldubitti ve provokasyonlarla yaşamsal yerleri tutmak, daha fazla söz sahibi olmak.

***

ABD, kimyasal ya da benzeri bir durumda Suriye’ye saldıracağını haftalar önce açıklamıştı. Buna Fransa başta olmak üzere bazı Batılı devletler de destek verdi.

Şu anda olan da budur! Doğrudan ABD ya da Batılı istihbarat örgütleri ya da onlar adına hareket eden taşeronlarla uygulamaya sokulmuş bir senaryo ile karşı karşıyayız.

Durum bu kadar açıkken, ABD ve İsrail’in saldırgan politikaları ortadayken, Türkiye’nin Esad yönetimini suçlaması çok vahim bir durum. Erdoğan yönetiminin bu Esad düşmanı politikası tam da ABD-İsrail projesine destek gibi duruyor. Bu aynı zamanda Türkiye’nin ne kadar güvensiz ve tutarsız bir politik durum içinde olduğunu gösteriyor.

Öyle ki, Erdoğan yönetiminin ABD ile ortak bir çizgiye girebileceği bile tartışılıyor. Rusya’nın ‘’Afrin Suriye devletine teslim edilmeli’’ açıklaması bu açıdan bir diplomatik tehdit olarak da görülüyor.

***

Ne kadar tutarsız olursa olsun ABD Başkanı Trump’ın ve ABD savunma bakanının ‘’her şey masada’’, Rusya ve İran'ı, belki de Türkiye'yi da hedefleyerek ‘’Suriye’deki herkes payına düşeni alır’’ gibi açıklamaları, tüm bölgeyi ve dünyayı çok ama çok ağır bir çatışma ortamına sokabilecek potansiyel taşıyor.

ABD, ‘’kitle imha silahları’’ var yalanıyla nasıl Irak’ı işgal etmişse, şimdi de kimyasal yalanlarla Suriye’de dünya savaşı çıkarabilecek bir nükleer bombayı ateşlemek üzere.

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları